Gazeteler Ödev Sor Yemek Tarifleri Sağlık Foto Galeri Radyo Youtube Facebook alexa twiter blogcu ikariam oyunlar e-devlet osym kabecanli google

Gönderen Konu: Yaşam Bulguları  (Okunma sayısı 4288 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı drfm

  • Moderator
  • Paylaşımcı üye
  • *
  • İleti: 360
  • Karma 29
  • Cinsiyet: Bay
Yaşam Bulguları
« : 30 Aralık 2008, 22:04:58 »
YAŞAM BULGULARI

(VÜCUT ISISI, NABIZ / KALBİN ATIM SAYISI, SOLUNUM SAYISI, KAN BASINCI)

 
# Vücut Isısı
# Nabız
# Solunum
# Kan Basıncı
# Cilt
# Kapiller Geri Dolum
# Göz Bebekleri
# Bilinç Düzeyi

 

TANIM

Yaşam bulguları, vücudun en önemli işlevlerinin ölçümüdür. Sağlık personeli tarafından, gerekli görüldüğünde ve gerekli sıklıkta takip edilir. Solunum, nabız, vücut ısısı yaşam bulguları kapsamında olup, kan basıncı değildir; ancak genellikle hepsi birlikte ölçülmektedir. Hastaların durumunun değerlendirilmesinde ya da acil bir sorun varsa saptanmasında yaşam bulguları çok önemlidir. Yaşam bulguları bozuldukça hastanın durumu kötüleşir. Kişinin sağlığı hakkında bilgi veren bu bulguları doğru saptayabilmek için öncelikle kendi yaşam bulgularınızı sonra çevredeki kişilerin bulgularını değerlendirerek deneyiminizi geliştirin, çünkü ölçüm yanlışları başka yanlışlıklara neden olabilir. Yaşam bulgularını ölçmeden önce kişiye baştan ayağa bir bakın; endişeli mi, ağrısı mı var, bulantısı mı var? Koşarak mı gelmiş, birkaç kat merdiven mi çıkmış? Bu inceleme sonrası ne kadar dinlenmesi gerektiğine karar verip sonra ölçüm yapın. Yaşam bulguları anlatılırken verilen normal sınırları bilmek kadar, bu sınırları aşmaya neden olan durumları da doğru değerlendirebilmek sağlık personelinin sorumluluğundadır.

Dikkatinizi çekmek istediğim diğer bir konu: hastayı monitöre bağladınız ve tüm yaşam bulgularını oradan izliyorsunuz; bu aletlere güvenmemiz gerekir; ancak, bazen kablo yerinden oynayabiliyor, aküsü bitebiliyor veya arıza yapabiliyorlar. Biz farkına vardığımızda hasta için geç kalınmış olabiliyor. İşte bu nedenle, arada bir, hastanın solunumunu, nabzını hatta kan basıncını kendi elinizle değerlendirin ve monitördeki sayı ile aynı olup olmadığını kontrol edin;  bunu alışkanlık haline getirdiğinizde pişmanlık duymayacağınızı bir süre sonra fark edeceksiniz.

 

VÜCUT ISISI

Vücut ısısının kontrol mekanizması mükemmel olarak ayarlanmış bir sistemdir. Normal vücut ısısı, cinsiyete, kişinin hareket etme durumuna, yeme-içme tüketimine, günün saatine, kadınlarda menstruasyon evresine göre ± 6°C farklılık gösterebilir. Kişi çıplakken kuru havada 12.5°C kadar düşük ve 55°C kadar yüksek ısıya maruz kalsa bile vücudun iç ısısı sabit kalır. Amerikan Sağlık Birliği, normal ısı sınırlarını 36.5 - 37.2°C olarak kabul etmiştir (Çevirenin Notu: ne yazık ki, Türkiye’ye ait ortalama değerleri gösteren bir kaynağa ulaşamadım).

Vücudun dengeleme sistemleri(homeostazis) sayesinde vücut ısısı bu sınırlar içinde dengelenmiştir.

Vücut ısısını düzenleme merkezi beyindeki “Hipotalamus”tur; ısı, deri ve ter bezleri ile kontrol altında tutulur.

" Gideceği yönü olmayana, hiç bir tabela yardım etmez!"

Çevrimdışı drfm

  • Moderator
  • Paylaşımcı üye
  • *
  • İleti: 360
  • Karma 29
  • Cinsiyet: Bay
Yaşam Bulguları
« Yanıtla #1 : 30 Aralık 2008, 22:06:55 »
VÜCUTTA ISI OLUŞUMU

Vücut ısısı, yiyeceklerin metabolize olması sırasında üretilir. Kasların çalışması ile metabolizma artar (buna titreme de dahildir). Metabolizma hızlandığında ısı üretimi artarken, yavaşladığında azalır. Epinefrin, norepinefrin ile tiroid bezinden salgılanan tiroksin ve triodotronin hormonları ısıyı artırır.

 

ISI KAYBI

Isının büyük bir kısmı "karaciğer, beyin, kalp ve iskelet kasları gibi" derin organlarda üretilir. Daha sonra bu ısı, derin organ ve dokulardan deriye aktarılır.

Derinin ısısı, çevresindeki ve havadaki ısı ile azalır veya artar.

Isının kaybedilme hızı,

(1) ısının vücutta üretildiği yerden deriye iletilme hızı ile

(2) ısının deriden çevreye aktarıldığı hıza bağlıdır.

Deri ve derialtı dokularındaki yağ, "ısı yalıtım sistemi"ni oluşturur. Diğer dokulara kıyaslandığında, yağ dokusu ısıyı üçte bir oranında daha az iletir. Derinin altındaki yalıtkanlık, deri ısısının çevre ısısına yaklaşmasına olanak verse bile, iç ısının normal seviyelerde tutulmasında etkin bir rol oynar.

Isı kaybı çeşitli yöntemlerle sağlanır: radyasyon, kondüksiyon, konveksiyon ve buharlaşma gibi.
" Gideceği yönü olmayana, hiç bir tabela yardım etmez!"

Çevrimdışı drfm

  • Moderator
  • Paylaşımcı üye
  • *
  • İleti: 360
  • Karma 29
  • Cinsiyet: Bay
Yaşam Bulguları
« Yanıtla #2 : 30 Aralık 2008, 22:08:12 »
• RADYASYON(ISI IŞINLARI): Normal oda sıcaklığında, çıplak bir kişiden ısı kaybının % 60 ndan ısı ışınları sorumludur. İnsan vücudu, ısı ışınlarını tüm doğrultulara yayar. Duvarlardan ve diğer cisimlerden de vücuda doğru ısı ışınları yayılır. Eğer vücut ısısı çevredeki ısıdan yüksekse, ısı ışınlarının vücuttan çevreye doğru yayılması daha fazladır.

Koyu renkli, kapalı ve kalın giysilerin giyilmesi, radyasyon yoluyla gerçekleşen ısı kaybını azaltır.

• KONDÜKSİYON: Vücut yüzeyinin havaya (%15) ve temas ettiği cisimlere(sandalye, yatak vs.) doğrudan ısı iletmesi (ısı alış verişi, %3) sonucu gerçekleşen ısı kayıplarıdır.

Ateşi yükselen hastalara uygulanan ıslak-soğuk duş ya da kompreslerin amacı, kondüksiyon yoluyla vücut ısısını düşürmektir.

• KONVEKSİYON: Hava akımının etkisiyle vücuttan ısı kaybedilmesidir. Deriye temas eden hava ısındığı zaman yükseleceğinden, vücudun etrafında sürekli az miktarda konveksiyon bulunur. Bu nedenle, normal oda sıcaklığında çıplak oturan bir kişi yoğun bir hava hareketi olmasa bile vücudundaki, ısının % 15 nikondüksiyonla havaya verir ve bu ısı konveksiyonla vücuttan uzaklaştırılır.                                                                 

Odanın pencerelerini açarak, yürüyerek, koşarak, soğuk hava ve soğuk suya maruz kalındığında, konveksiyon yoluyla ısı kaybı gerçekleşir.

• BUHARLAŞMA: Vücuttan su(ter) buharlaşırken, buharlaşan 1 gram suya karşılık 0.58 kalori (kilokalori) ısı kaybedilir. Kişi terlemese bile, farkında olmadan deri ve akciğerlerinden günde ortalama 450-600 ml su buharlaşır. Bu ise, sürekli olarak vücuttan, saatte 12-16 kalori ısı kaybı oluyor demektir.                                                     

Çok yüksek ısılarda(sıcaklıklarda), soğutma sistemi olan terleme: derinin ısısı çevre ısısından yüksek olduğu sürece, ısı, radyasyon ve kondüksiyonla düşürülür. Tersi durumda, yüksek çevre ısısı nedeniyle radyasyon ve kondüksiyon ile ısı düşürülemediği gibi vücuda ısı alınır. Bu koşullarda, vücudun ısıdan kurtulması için tek yol buharlaşmadır.

 

GİYİNMENİN ISI KAYBI ÜZERİNDEKİ ETKİSİ: Derinin üzerindeki giysilerin kıvrımları arasında tutulan hava, “özel bölge” denilen derinin çevresindeki hava tabakasının kalınlığını artırır. Bu ise, ileti ve konveksiyonla gerçekleşen ısı kaybının hızını, çıplak vücuda göre, yarı yarıya azaltır. 

 

DİKKAT: Isı üretimi ile ilgili olarak “sıcak acilleri” konusunu da gözden geçirmenizde yarar var.
" Gideceği yönü olmayana, hiç bir tabela yardım etmez!"

Çevrimdışı drfm

  • Moderator
  • Paylaşımcı üye
  • *
  • İleti: 360
  • Karma 29
  • Cinsiyet: Bay
Yaşam Bulguları
« Yanıtla #3 : 30 Aralık 2008, 22:09:02 »
VÜCUT ISISININ ÖLÇÜLMESİ

Vücut ısısını ölçmek üzere: civalı cam derece(termometre), elektronik derece (25-50 saniyede ısıyı ölçer), tek kullanımlık derece, ısıya duyarlı bant şeklindeki dereceler kullanılmaktadır.

Vücut ısısı ağızdan(dil altından), koltuk altından, makattan, kulaktan ölçülebilir.

En yaygın kullanılan, civalı cam termometre ile ısı ölçülecekse:

   1. Derece göz hizasında - yatay olarak, parmaklar arasında tutulur, gerekirse hafifçe öne-arkaya hareket ettirilerek civanın yeri belirlenir.
   2. 35°C altında olmalıdır, bunun için civalı kısım aşağı gelecek şekilde termometre üst taraftan sıkıca tutulur ve el bilekten sallanarak civanın düşmesi sağlanır.
   3. Cam termometre kırıldığında açığa çıkan civanın çevreye zarar verdiğini unutmadan uygun bir kaba alıp, nereye teslim edilmesi gerekiyorsa oraya veya toplanma yerine bırakın.

 

DİL ALTINDAN(oral):  Genellikle cam termometre kullanılır ve 36-37.2°C normaldir. Dilaltından ölçerken dikkat edilecek noktalar:

F Hastanın bilinçli olması (bilinçsiz hasta ısırabilir)

F Ağızda yara olmaması

F Hastanın çocuk veya bebek olmaması (dişlerinin arasında kırma olasılığı nedeniyle)

F Çok sıcak veya çok soğuk bir şey yenildikten ya da içildikten hemen sonra ölçüm yapılmaması(15-20 dakika beklenir)

F  3-5 dakika tutulması yeterlidir

 

MAKATTAN(rektal): Ağızdan 0.5-1°C daha yüksektir.

F Civalı kısım, bebeklerde 1.2 cm, çocukta 2.5 cm, yetişkinlerde 3.5 cm kadar içeri itilir;

F 2- 4 dakika durması yeterlidir.

F Yetişkin yan yatıp bacaklarını dizden büktüğünde; bebekler ise sırt üstü yatırılıp bacakları yukarı kaldırıldığında ya da yan yatırıldığında dereceyi yerleştirmek daha kolaydır, bebekte yerleştirdikten sonra dereceyi elle tutup beklemekte yarar var.

 

KOLTUK ALTINDAN(aksillar): Ağızdan 0.3- 0.4°C daha yüksektir.

F 10 dakika beklemek yeterlidir.

F Koltuk altına (civalı kısmın tam koltuk altının orta kısmına) doğru yerleştirilmelidir 

F Koltuk altının da kuru olması önemlidir.

 

KULAKTAN: Yeni geliştirilen derecelerle çok kısa sürede kulak zarından ölçüm yapılabilmektedir.

F Aletin pilinin bitmemiş olması

F Özellikle farklı kişilerdeki ölçümlerde, her seferinde yeni tek kullanımlık başlık kullanılması gerekir.

 

Vücut ısısı normalin altında ya da üstünde; 38 - 38.5 °C üstünde(ateşli), 35.8°C altında(hipotermi, donma) olması halinde sorun var demektir.

 

ATEŞ(preksi):

Bireyin vücut ısısının,  normal vücut ısısından daha yüksek olmasıdır. Vücutta bir şeylerin yolunda olmadığının göstergesidir.

Unutulmamalıdır ki, durumun ciddiyeti, yükselen dereceden ziyade kişinin genel durumu ile saptanır, örnek: influenzada(grip) ateş 39.5 °C üstünde iken, pnömonide ateş olduğunu düşündürmeyecek kadar düşük olabilir. O nedenle kişiyi sadece termometredeki sayı ile değil, genel durumu ve diğer yaşam bulguları ile birlikte değerlendirin.

 
" Gideceği yönü olmayana, hiç bir tabela yardım etmez!"

Çevrimdışı drfm

  • Moderator
  • Paylaşımcı üye
  • *
  • İleti: 360
  • Karma 29
  • Cinsiyet: Bay
Yaşam Bulguları
« Yanıtla #4 : 30 Aralık 2008, 22:10:36 »
NABIZ

 

NABIZ: Kalbin atımını sayma işlemidir; diğer bir deyişle, bir dakikada kalbin kaç kez attığının göstergesidir.

Kalp kasıldığında (her seferinde ortalama 60-70 ml) kanı damarlara pompalar, bu atış atardamarlarda dolgunluk şeklinde hissedilir ve buna “nabız alınıyor” denilir.

Nabız değerlendirilirken sadece kalp atım sayısı değil, atım düzeni ile nabzın dolgunluğu da saptanabilir.

Normal bir yetişkinde bir dakikadaki kalp atım sayısı 60-100 arasındadır.

Kalbin atış sayısı(hızı) hareket edildiğinde, hastalıkta, yaralanmada, duygusal etkilenmelerde artabilir.

12 yaşın üzerindeki kızlarda genellikle erkeklere oranla yüksektir.

Atletlerde (koşucu gibi), dolaşımı çok yüklenen sporcularda istirahat halinde kalp atım hızı 40 civarındadır ve herhangi bir sorun yoktur.

Nabız alınan atardamarlar genellikle yüzeye yakın olanlardır; bilekte radyal ve ulnar nabızlar ile dirsek içinde brakiyal nabız en çok kullanılan nabızlardır. Buralardan alınamadığında ya da gerektiğinde popliteal ve ayak nabızları değerlendirilebilir.

İşaret parmağı, orta parmak ve yüzük parmağının uçları birlikte yanyana nabzın üzerine hafifçe bastırılır; çok yüzeysel ya da çok sıkı bastırırsanız nabzı alamayabilirsiniz.

Nabzı 60 saniye(bir dakika) süreyle sayın; 15 saniye sayıp sonuç dört ile çarpılabilirse de aritmi (kalp atımındaki düzensizlik) bu süreçte fark edilmeyebileceğinden özellikle kalp hastalarında bir dakika saymakta yarar var.

Kendi nabzınızı sayarak işe başlayabilirsiniz, sonuçtan emin olamazsanız başka birine de saydırın.

Nabız hızı dakikada 100 üzerinde ise TAŞİKARDİ, 60 altında ise BRADİKARDİ denir.

 

KALP ATIM DÜZENİ(RİTİM): Kalp atımları arasında eşit aralık vardır ve nabız alınırken saat  “tik tak” ları gibi düzenli olduğu görülür. Eğer ritimde (atım düzeninde) aksamalar varsa buna “aritmi”/ “düzen bozukluğu” denir. Eğer aritmi saptarsanız, kalpten steteskopla dinleyerek doğrulayın, çünkü bazen bazı atımlar hissedilemeyebilir; gerçek aritmi mi yoksa bir anlık hissetmeme mi bunun belirlenmesi önemlidir.

 

NABIZ DOLGUNLUĞU: Nabız alırken dolgunluğunu değerlendirmek önemlidir; bu, damarlarda dolaşan kan hacmı hakkında fikir verir.

Eğer nabız kişide normaldekinden daha zayıf alınıyorsa (zorla hissediyorsanız) vücutta su azalmış (dehidratasyon) olabilir; ya da çok dolgunsa basınç artmış (hipertansiyon) olabilir.

O nedenle normal nabız dolgunluğunu ve ritmini öğrenmek ve farklılıkları ayırt edebilmek için mümkün olduğunca çok sayıda insanın nabzını ölçmeye çalışın (önce kendinizin ve yakınlarınızın nabzını sayarak başlayabilirsiniz). 

 

NABIZ HIZINI BELİRLEYEN ETKENLER

ETKEN
   

ETKİSİ

HAREKET/SPOR
   

Spor yaparken ya da vücudun kaslarının çok çalıştığı ağır işlerde (kısaca: egzersiz) nabız hızı kısa sürede artar; ilerleyen zamanda düzenli spor yapan kişinin kalp kası güçlenir ve dinlenme anında(yani günlük faaliyetlerinde) düzenli spor yapmayan kişilere kıyaslandığında sporcuların nabız hızının düşük olduğu görülür

VÜCUT ISISI / ATEŞ
   

Vücut ısısı yükseldiğinde nabız hızlanır

AĞRI, ENDİŞE, KORKU, KAYGI
   

Sempatik uyarı nedeniyle, nabız hızlanır

UZUN SÜREN AĞRILARDA
   

Parasempatik uyarı nedeniyle nabız hızlanır

İLAÇ ETKİLERİ
   

Dijitalller : Nabız hızını yavaşlatır ( o nedenle digoksin verilirken hastanın nabzının sayılması ve düşükse hekime danışılmadan verilmemesi gerekir)

Atropin : Nabız hızını artırır ( o nedenle atropin vermeden önce de kalp hızının değerlendirilmesi önemlidir)

KAN KAYBI
   

Nabız hızı artar

VÜCUDUN DURUŞUNA GÖRE NABIZ DEĞİŞİKLİKLERİ
   

Yatarken : Nabız hızı yavaştır

Ayakta dururken : Nabız hızlanır

Otururken : Nabız hızlanır
" Gideceği yönü olmayana, hiç bir tabela yardım etmez!"

 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
714 Gösterim
Son İleti 25 Nisan 2008, 16:50:42
Gönderen: selim
4 Yanıt
724 Gösterim
Son İleti 21 Eylül 2008, 08:19:20
Gönderen: ...katre...
1 Yanıt
646 Gösterim
Son İleti 20 Eylül 2008, 03:12:10
Gönderen: D®agon
19 Yanıt
2351 Gösterim
Son İleti 05 Aralık 2008, 23:04:02
Gönderen: drfm
7 Yanıt
1584 Gösterim
Son İleti 19 Ocak 2009, 03:25:37
Gönderen: Black_house